fbpx
 

TEORİSYENLER

Jean Piaget

Jean Piaget, çocukların kişilik gelişimleri üzerine teoriler geliştiren İsviçreli psikologdur. Ona göre çocuklardaki kişilik gelişimi, doğal olarak belirli evrelerden geçerek, bir süreç içerisinde tamama erer. Aynı zamanda kişisel olarak zaten bilinen şeyler, bu adaptasyon sürecine etki eder. Bebekliğin 0-2 yaş evresi, duygusal evre olarak tanımlanır. Bu dönemde çocuklar duygularını ve hislerini motor güç olarak kullanırlar. Bu sayede çocuklar, eğitim serüvenlerine, deneyimler ve duygusal olarak geliştirdikleri refleksler aracılığıyla başlamış olurlar. Böylece zihinlerinde tasarladıkları bir şemada dünyayı anlayıp anlamlandırmaya başlarlar.

Duygusal Motor Dönemi’ni, İşlem Öncesi Dönem (2-6 yaş) takip eder. Bu süreçte çocuklar, anlama faaliyetlerini genişletmek adına nesneleri tanımlamaya başlarlar. Örneğin, görmüş oldukları bir odun yığınını bir yol olarak ya da bir ağaç kütüğü olarak algılayabilir. Yine bu dönemde geçmiş ve gelecek fikirlerini kavramaya ve bunları oyunlar aracılığıyla yaratıcı olarak kullanmaya başlarlar. Nesneleri, yaratıcı tarafları sayesinde dönüştürebilirler ve sayede onların gerçek yokluklarında şaşırmazlar. Hayal güçleri sınırsızdır ve görmedikleri ya daha hiç deneyimleri olmadıkları bir şeyi kolayca zihinlerinde canlandırabilirler. Bu aşamadan sonra gelen iki evre ise şunlardır: Somut İşlemler Dönemi (6-12 yaş) ve Soyut İşlemler Dönemi (12 yaş ve sonrası).

Jean Piaget, çocuk zihin dünyalarının yetişki¬nin zihniyle hiçbir ilişkisi olmadığını öne sürmüştür. Çocuğun mantığı kendine özgü olduğu gibi, ona göre, düşüncesi de ben merkezlidir. O kendisi için gelişir, kendi tarzında eğlenir; aklın kavramsal bilgileriyle ilgisi yoktur, çelişki bilmez. Çocuk ancak başkalarının düşüncesiyle temasa geçtiği zaman mantıklı olmaya başlar. Ayrıca “Gelişim Düzeyi” kavramını Jean Piaget’e borçluyuz. “Piaget Teorisi” olarak bilinen bu teori, herkesin değişmez bazı düzeylerden geçtiğini ve bunların birbirinden ölçülebilir olarak ayrıldığını ortaya koymuştur. Bunların yanında, bilimsel gelişimi açıklamaya yönelik çok farklı ve kapsamlı bir bakış açısı da ortaya koymuştur.

Jerome Bruner

Jerome Bruner, New Yorklu psikolog ve pedagogdur. Üzerinde emek verdiği saha, insan gelişiminin seyrinde, çeşitli safhaların bulunduğudur. Ayrıca, bellek ve hafıza üzerine de derin araştırmalar yapan Bruner, ünlü teorisyen Piaget’in teorilerine benzer; ancak daha farklı bir seyir takip etmiştir.

Bruner, insan gelişiminin Hareket Dönemi, İmgeleme Dönemi ve Sembolik Dönem olmak üzere üç ana dönemde cereyan ettiğini öne sürmüştür. Hareket Dönemi, bebeklerin yoğun göz hareketleriyle çevrelerini, dünyayı yani nesneleri tanıma süreçlerini anlatır. Bruner’in Motor yeteneği dediği bir yetenekle bebekler, bu göz hareketleriyle nesneleri yakalarlar ve onları konumlandırırlar.

İmgeleme Dönemi’nde çocuk, gittikçe hayal gücünü daha fazla kullanmaktadır. Çocuk dünyasını nesnel olarak temsil edebilme kapasitesi kazanmıştır. Bu nedenle çocuk, çevresini değerlendirip yaşarken doğrudan fiziki temasa daha az bağımlı kalır, hayal gücünü kullanabilir duruma gelmiştir. Bu ikinci safha, birincisinden daha gelişmiş bir aşamadır ve bu noktada çocuk, artık nesneleri belirli somut özelliklerine göre sınıflandırabilir.

Sembolik Dönem’de ise etkinlik ya da algının anlamını açıklayan semboller kullanır. Dil, mantık, matematik, müzik vb. alanların sembollerini kullanarak iletişim kurabilirler.

Bruner’in kaleme aldığı ‘Eğitim Süreci’ isimli kitap, bütün dünyada çok önemli bir kitap olarak kabul edilmektedir. Bu kitapta Bruner, özetle şunu anlatmaktadır: İster ilkokul birinci sınıf öğrencisi olsun; ister bir bilim adamı olsun; öğrenim süreci, yaşanan gelişmeler ve teknikler hepsinde aynı niteliği göstermektedir. Bilim adamı ile ilkokul öğrencisinin gerçekleştirdiği etkinlikteki fark; türsel bir farklılık değil; derecesel bir farklılıktır sadece.

Herman Ebbinghaus

Hermann Ebbinghaus, Alman bir psikologdur. Yoğun olarak uğraş verdiği alan hafızadır. Aynı zamanda öğrenme grafiğini ilk kez psikoloji literatürüne armağan eden isimdir. Bunun yanında hafıza üzerine yaptığı araştırmalarda, hafızanın kısa dönem ve uzun dönem olmak üzere iki farklı döneme sahip olduğunu göstermiştir. Aynı zamanda, Ebbinghaus’a kadar psikoloji biliminde öğrenme ile hafıza arasındaki paralel ilişki, deneysel düzlemde henüz araştırılabilmiş değildir.

Ebbinghaus’un bir diğer teorisi de, anlamsız bir meseleyi öğrenmenin, anlamlı bir meseleyi öğrenmekten dokuz kat daha zor olduğudur. Bu deneyi yaparken kullandığı ‘hece’ merkezli araştırmalardan, aynı zamanda, öğrenilecek metinlerin uzunluğunun ya da kısalığının, öğrenme sürecini ciddi anlamda etkileyeceğini çıkarmıştır.

Ebbinghaus 1880 yılında Berlin Üniversitesi’nde akademik bir göreve başladı ve burada bellek üzerine olan araştırmalarını tekrar eden ve doğrulayan araştırmalarına devam etti. Tüm araştırma sonuçları 1885 yılında önemli bir eser olan Bellek Üzerine isimli kitabında yayınladı. “Bu bir dönüm noktasıy¬dı… Çünkü ‘yüksek düzeyli zihinsel süreçler’ hakkındaki engel deneysel psi¬koloji ile derhal aşılmış olarak görüldü. Ebbinghaus yepyeni ufuklar açtı” (Boring, 1950).

Ebbinghaus’un büyük önemi, sadece başladığı öğrenme ve bellek araştırmaları açısından değil, ayrıca bir bü¬tün olarak deneysel psikolojinin kendisinden kaynaklanmaktadır.

Lev Vygotsky

Lev Vygotsky, önemli bir Rus Psikolog ve Davranış Bilimcisi’dir. Ona göre grup dinamikleri, öğrenmenin vazgeçilmez bir parçasıdır. Kendi uygulamaları ışığında, ortamlardan asimile edilen çocukların, grup içerisinde eğitim gören çocuklara oranla daha az başarılı olduğu kanısına varmıştır.

Vygotsky, sosyal etkileşimlerin bilişin gelişiminde çok temel bir rol oynadığına inanmaktadır. Sosyal öğrenme sürecinin kişisel öğrenme sürecinden daha önce meydana geldiğini keşfetmiştir. Çocukların belli konseptleri evvela dış dünyada görmeleri gerekmektedir. Bundan sonra onları kendi anlam dünyalarında, kendi kişiliklerinde konumlandıracaklardır. Çocukların beceri kabiliyetlerini geliştirebilmeleri için ya yetişkin rehberlikçilere ihtiyaçları vardır; ya da onlarla işbirliği içerisine girecek akranlarına.

Vygotsky “Proksimal Gelişim Bölgesi” diye adlandırdığı bölgede gelişir eğitim ve öğretim süreci. Bu bölge, yetişkinlerce yapılan rehberlik yardımıyla ya da akranlarıyla girişilecek işbirliği sayesinde becerilerin geliştirileceği alandır. Ebeveynler ya da yetişkin rehber eğitimciler, çocuğa kılavuz olarak çok özel bir görevde ya da sorumlulukta, çocuğun kendi yeteneğini keşfetmesinde yardımcı olurlar.

Karl Duncker

Geştalt Psikolojisi’nin önemli bir ismidir. Karl Duncker, ‘sabit işlevsellik’ adı altın yeni bir deyimi Psikoloji sahasına kazandırmış önemli bir isimdir. Sabit işlevsellik, görsel algıda ve problem çözümlerinde, herhangi bir sabit elementin, doğru olanı bulabilmede ya da problemin çözümünde sabit bir fonksiyona sahip olduğunu önerir.

Literatüre kazandırdığı ‘mum problemiyle’ bu meseleyi ispat etmeye çalışmıştır: Ahşap kaplı bir duvar var. Yanında da bir masa… Deneğe bir mum, bir kutu kibrit ve bir kutu raptiye verilir. Yapması gereken; mumu kesinlikle masaya damlamayacak bir şekilde duvara sabitlemek ve yakmaktır. Genellikle yapılanlar: Mumu duvara raptiyelemeye çalışmak veya mumun yanını kibritle eritip, duvara monte etmektir.

Genellikle 5-10 dakika sonra, masadaki diğer eşyalara dikkat kesilen kişiler çözümü bulurlar; raptiye kutusunun içi boşaltılır, duvara raptiyelenir. Mum, kibrit ateşi ile altı eritilerek kutunun içine yapıştırılır, görev başarıyla tamamlanır. Burada olayı çözen, farklı bakış açısı ile yaratıcı çözüm bulma becerisinden başka bir şey değildir.

Mel Levine

Dr. Mel Levine’nin araştırmalarına göre her çocuk kendine özgü bir öğrenim profiline sahiptir. Bu profil, aynı zamanda kendi içinde esnek bir yapı arz eder. Öğrenmenin en temel koşulu, sinirsel gelişim fonksiyonları olarak adlandırılır. Sinirsel gelişim fonksiyonları, çeşitli araçlarla öğrenmeyi ve ne öğretileni uygulamayı amaçlar.

Nasıl bir marangoz kitaplık yapmak için çeşitli araç gereçleri kullanır; nasıl ki dişçi, çürük dişi iyileştirmek için çok daha başka araç gereçlere ihtiyaç duyar; zihnimiz de sinirsel gelişim fonksiyonlarının farklı guruplarını kullanarak çok özel becerilerin geliştirilmesini sağlar.

Dr. Levine, öğrenim sürecinin sekiz aşamadan oluştuğuna inanır. Sinirsel gelişim fonksiyonları ya da eğitim sistemleri, bu süreçte bir diğerine muhtaçtır. Bu sürecin her bir aşamasındaki fonksiyonların güçlülüğü diğerinin performansına etki eder. Eğitim, süreç içerisinde çok iyi derecede gelişebilir ya da gerileme bile gösterebilir. Bu, fonksiyonların belli bir koordinasyon içinde ve uyumla geliştirilebilmesine bağlıdır.

Levine’nin sekiz aşamalık süreci şu bölümlerden oluşur:

  • Dikkat Kontrol Sistemi
  • Hafıza
  • Dil
  • Mekânsal Oryantasyon
  • Ardışık Oryantasyon
  • Motor
  • Derin Düşünme
  • Sosyal Düşünme