fbpx

Sınav Başarısı ve Getap

Sınav Başarısı ve Getap

SINAVLARDA BAŞARININ EN ÖNEMLİ ŞARTI

Ülkemizde anasınıfıyla birlikte eğitim basamaklarını çıkmaya başlayan bireyleri eğitim hayatı boyunca birçok sınav beklemektedir. İlkokul birinci sınıftan itibaren ilk sınav Bilim ve Sanat Merkezi’ne (BİLSEM) giriş sınavıdır. Bu sınav her öğrencinin girme mecburiyeti olmadığından diğer sınavlar kadar öne çıkmamaktadır. Zaten BİLSEM sınavında bireyin zihinsel potansiyeli ölçüldüğünden ve bu ölçme işlemi zeka ölçekleriyle yapıldığından, bireyin bu sınava “hazırlanması” söz konusu değildir. Ebeveynler en azından BİLSEM sınavında stres yaşamamalı, çocuğa da böyle bir yük yüklememelidirler.

Eğitim sisteminde yer alan ve bireyin geleceğini doğrudan etkileyen asıl sınavlar ise liseye geçiş sınavı ile başlamaktadır. Liseden sonra üniversiteye giriş sınavı gelir. Üniversiteyi bitiren bireyleri ise bölümlerine ve hayat hedeflerine göre Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS), Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı (ALES), Yabancı Dil Sınavı (YDS) gibi sınavlar beklemektedir. Saydığımız ve eğitim hayatımız boyunca kaçınılmaz olan bu sınavların bazı ortak özellikleri bulunmaktadır. Sınavların isimleri, içerikleri değişse de bazı özellikler her sınavda yer almaya devam etmektedir. Bireyin eğitim hayatında karşılaşacağı sınavlardaki bu ortak özellikleri bilmesi ve buna göre hazırlık yapması, bu sınavlarda başarılı olmanın en önemli şartlarındandır. Şimdi bu özellikleri ve başarı için önerilerimizi başlıklar halinde inceleyelim.

Okuduğunu Anlama Düzeyi

Eğitim sistemimizde yer alan her sınavda ölçülen becerilerden biri “okuduğunu anlama” becerisidir. Okuduğunu anlama düzeyi bireyin sınav başarısı için ilk şarttır. Yapılan araştırmalar ülkemizde okuduğunu anlama düzeyinin oldukça düşük olduğunu gösteriyor. Okuduğunu anlama ilk önce sözel sorular için önemli gözükse de, sayısal sorular da (örneğin problemler) -sözel olarak sorulduğu için-okuduğunu anlama düzeyi düşük olan bireyler için handikap oluşturmaktadır.

Sınavlarda başarı için okuduğunu anlamak yetmiyor. Zaman sınırlaması olduğu için bireyden hem okuduğunu anlaması, hem de hızlı okuması isteniyor. Bu durumda bireyin okuduğunu anlaması kadar hızlı okuması da önemli hale geliyor. Neler yapılmalı?

  • İlkokuldan itibaren okumaya çok önem verilmelidir. Hemen belirtmek lazım “ebeveyni kitap okuyan” çocukların okuma düzeyi ile ebeveyni kitap okumayan çocukların okuma düzeyi arasında önemli fark var. Etrafında erken çocukluktan itibaren kitaplar ve kitap okuyan insanlar gören bireylerin okuma düzeyi oldukça yükseliyor. Dolayısıyla çocuğumuzun kitap okumasını istiyorsak öncelikle bizim okumayı sevmemiz gerekiyor.
  • Okuma önce harfleri birleştirme becerisiyle başlıyor ancak daha sonra kelimeleri bir bütün olarak algılamaya başlıyoruz. Yani okumayı öğrendikten sonra gördüğümüz bir kelimeyi harflerine ayırarak okumuyor adeta fotoğraf gibi bütünsel olarak algılıyoruz. Birey okumayı öğrendikten sonra bir kelimeyi ne kadar çok görürse o kadar okuduğunu anlama düzeyi yükselecektir. Bu da bol bol okumaya bağlıdır.
  • Hızlı okumaya yönelik bazı yöntemler bulunmaktadır. Bu yöntemler birçok hızlı okuma eğitimlerinde yer almaktadır. Bu yüzden uzmanlar sınav başarısı için “hızlı okuma eğitimi” almayı tavsiye etmektedirler.

İşlem Hızı

İşlem hızı, dışarıdan gelen bilgiyi fark etme, algılama, işlemleme ve belleğe kaydetme süreci olan bilgi işlem sürecinde ortaya çıkan hız olarak tanımlanmaktadır. İşlem hızı kişiden kişiye farklılık gösterir. Halk arasında yaygın deyim olan “leb demeden leblebiyi anlamak” işlem hızı ile ilgili olarak kullanılmaktadır. Bazı öğrenciler sınıfta bir konu anlatılırken daha konunun başında öğrenirken, bazı öğrencilerin birkaç kez konuyu dinlemeleri gerekebilir. İşte bu durum bireyin işlem hızıyla orantılıdır.

Peki, bazı bireylerde işlem hızı neden istenen düzeyde olmaz?

Bu sorunun birçok cevabı olabilir. Öncelikle bireyin bilgi işlem sürecinde ortaya çıkan bir bozukluk sonucu olduğu düşünülür. Örneğin bireyin işitme duyusunun yetersiz olması bilgi işlem sürecini doğrudan etkileyebilir. Ya da nörolojik bir sorun bireyin işlem hızını olumsuz etkileyebilir. Burada en çok üzerinde durulması gereken; bir sorunu olmadığı halde düşük işlem hızına sahip bireylerdir. Bu bireylerin en büyük sorunu işlem hızını artıracak yeterli “egzersiz” yapmamalarıdır.

O zaman karşımıza şu soru çıkıyor; hangi egzersizler?

Beynimiz anne karnından itibaren her an büyük bir hızla gelişir. Özellikle erken çocuklukta gelişim hızı oldukça yüksektir. Gelişim döneminde beynimiz ne kadar çok uyaranla etkileşime girerse o derece gelişir. Örneğin fare deneylerinde, bir farenin ortamına bir şey konulmuyor, diğerine ise oyuncaklar konuluyor… Oyuncakla oynayan farenin beyni daha çok gelişiyor. Buradan yola çıkarak, sürekli işlem hızını artıracak etkinlikler yapan bireylerin işlem hızının diğer bireylere göre daha çok gelişeceğini söylemek mümkündür. Yapılan çalışmalar GETAP zihin egzersizleri gibi bilişsel açıdan bireyi geliştiren etkinliklerin işlem hızı konusunda oldukça verimli olduğunu ortaya koyuyor.

Sonuç olarak, işlem hızı istenen düzeyde olmayan bireylerin öncelikle nörolojik, duyuşsal bir sorunlarının var olup olduğuna bakılmalı; eğer böyle bir sorun yoksa GETAP zihin egzersizleri gibi işlem hızını artıracak etkinlikler yaptırılmalıdır.